23 Ağustos 2021 Pazartesi

Çok kere kendi içimizin gizliliklerini bırakıp başka kapılar zorluyoruz. İçimizin gizlilikleri bir sır mı? Başkasından saklanacak bir ur mu? Yakalara iliştirilecek bir madalya, bir rozet mi?  Böyle görüyoruz belki. Açmadığımız bir iç kapıyı bir başkası açsın diye bekliyoruz. Sır varsa çözsün, ur varsa söküp atsın. Azıcık açılsak utanıyor, azıcık daha çözülsek korkuyor, peşinden kapanıyor, kendimize bürünüyor bir kara büyü gibi yazgımıza düğümleniyoruz. Ya da göz karartıp bir kere açılmışsak, karşımızdakini yutacak kocaman ve asla doymayan bir ağza dönüşüyoruz. Karşılaşmaların, konuşmaların birer "Momus penceresi" olduğunu düşünürüm hep. Yunan tanrısı Momus, “balçıktan yaptığı insanın kalbine, tüm duygu ve düşünceler kolayca gün ışığına çıksın diye bir pencere koymadığı için Vulkan’ı -ateş tanrısını- suçlamış. Şayet Vulkan, insan denen muammanın kalbine o pencereyi açsaymış, oradan içeriye bakıldığı zaman her şey ayan beyan görünür, bir bakıma insan dediğimiz muammanın sırrı da çözülüverirmiş. Bana kalırsa Momus, bahsettiği o pencereyi, eksikliğini hissederek ve ona bir ad vererek açmış bile. Önce kendi içinde açmış. 

Çocukken dikkatimi çeken bir insanın evini de düşlemek gibi bir huyum vardı. Başka başka kişiler bile olsa o düşsel eve dair ilk imge, açık bir balkon kapısı olurdu bende. Mutfağa ya da salona açılmış, rüzgarın şişirdiği tül perdeleriyle, ışığın ve gölgelerin içeriye süzüldüğü bir balkon kapısı. Şimdi bu imgeyi daha anlaşılır buluyorum içimde. Benim balkonumun kapısı, konuşmak için, paylaşmak için, sevmek, anlamak ve anlaşılmak için kime açılmışsa ben de onun bana açılması muhtemel olan o sırlı balkon kapısını düşlüyormuşum işte. Oradaki demirlere, kollarımızı dayayıp yüzlerimizi birbirimize dönüp neşeyle ya da hüzünle sohbet edebilir, kollarımızda demirin izi çıkacak kadar yani canımız acıyacak kadar vakit geçirmişsek kimselere kabahat bulmadan tekrar evlerimize çekilebilir, uykularımızı uyur, düşlerimizi görür ve sabahla beraber, bir nergis gibi, bir sıklemen gibi bir zambak gibi yine birbirimize açılabilirdik. 

Açmanın ve başkasına açılmanın bunca zorlaştığı bir zamanda çiçeklerin her sabah ve her mevsim korkusuzca açmasına aşk olsun!