24 Ağustos 2015 Pazartesi

stonemilker ya da bir taşın kalbini aralamak




björk liriklerini kendi içinde kelimelere ve hatta daha küçük birimlere ayırın. anlam yitmez, değişmez, sekteye uğramaz. aksine zayıf bir kalbiniz varsa affetmez, sekteye uğratır. yaman bir kelime avcısıdır o. bazı hislerin hala dünya dillerinde bir karşılığı yok. björk de bunun farkında elbette. bir de kendine özgü ahengin... telaffuzundan hoşlandığı kelimeleri seçiyor gibi. vurgulamaktan zevk aldığı kelimeleri. her vurguda içinizde bir yerler darbe alıyor, eziliyor. fakat biraz kuştan, biraz kediden bozma eşsiz aksanıyla çabucak iyi ediyor. çabucak. 

like milking a stone... bu hissi hepimiz biliriz. ben de bazen, 'bir taşın kalbini aralamak gibi' derim. mesela sevgili sohrap, "taşın durumundan bir şeyler anlamak" der. deriz böyle şeyler. taşlar üstünde taşlar üzerine düşünmeyi severim. onları arkama alıp fotoğraf çekilmeyi de. stonemilker klibinde 360 derecelik açıyla büyüleyen bir izlanda manzarası ve kayalıklar var. kayalıklar mutlaka bir şeyler anlatmak için var. dinleyin onları. sandığınız gibi sessiz değiller.

23 Ağustos 2015 Pazar

Kahve dükkanlarına benim gibiler için şöyle bir ibare düşülsün: "Sizi daha acısız bir sona hazırlayacak kahve çekirdeği henüz öğütülmedi."

22 Ağustos 2015 Cumartesi



Maalesef buradaki tombul taşra güvercinleri, herhangi bir dala konup varoluş hakkında düşünemiyor. 

21 Ağustos 2015 Cuma

Kadınlar bilir, dünya, üzeri çabucak tozlanan bir yerdir. Ara sıra yakasından tutup şöyle bir silkelemek gerekir.

Buraya Antandros’un serin sahilinden, sokaklarını beyaz boyalı evlerin aydınlattığı, geceleri mandalinaların dallarda birer turuncu ampul gibi parıldadığı büyülü bahçelerinden değil, aksine olduğum yerde çakılı kalmış -sanki devler ülkesinde bir kulede tutsak- nerede değilsem orada iyi olacakmışım hissiyle yazıyorum şimdilik.

-Geçer neyse ki.

20 Ağustos 2015 Perşembe

Sohrab Sepehri

   
Ertesi gece rüyamda su kuyuları, rengârenk toprak testiler ve yıkılmış bir şehir görmüştüm. Yattığım yerden, bana dönük sırtını seyrederek uzun uzun anlattım rüyamı ona. Konuşmaktan yorulup sustum. Anlamış olacak yerinden doğruldu ve şefkatle dizlerine yatırdı beni. Henüz uyunmamış öğlen uykularının gizli geçidine... Saçlarımı o geçidin içinden sonsuzluğa saldım, gördüğüm her şeyi unutarak... Bana bakan gölgeli yüzünün hemen aşağısında ıslak bir gün batımı gülümsüyordu. Uzanıp tadına bakmak ve tüm sonsuz uykularımı oracıkta uyumak istedim. 

 "Kanadığında kendini bir yara gibi hisseden  kadın, kocasının işine öyle geldiği için kendini bir çiçek olarak gören kadından daha çok şey biliyordur kendi hakkında."

-Theodor Adorno, Minima Moralia (1944)