9 Ekim 2021 Cumartesi

Telve

Gün, işaretlerle başlıyor. Yıkamadan önce içindeki kurumuş telve yumuşasın diye suyla doldurduğum fincanımda, dikey baktığımda Çinceye, yatay baktığımda Sanskritçeye benzeyen bir yazı (belki bir şiir) belirdi. Şu yeryüzünde biçimi sezmeseydik kolay kolay ad verebilirmiydik şeylere. Sanmıyorum. Ad vermekte zorlanıyorsak bu o şeyin henüz tam anlamıyla bir biçim almaması yüzünden olabilir. Yine de, en nihayetinde her şey "bir biçimde" adlandırılır. 

Şiirin dilde bir gerilemeyle daha doğrusu içe çekilmeyle yazıldığı zamanlardan sonra, şiirin insanın yüzünde bir tokat gibi patlamasını arzulayan Mayakovski, bugün atom bombasından sonra insan ruhunun patlayan şeylere karşı temkinli olmakta ne kadar haklı olduğunu eminim anlayabilirdi. 

Biz artık sessizlikte iz sürüyoruz. İşaretler, bizi bir yere çıkarmıyor. Ama biçim bir arada tutmaya yetiyor. Şimdi bu işaretleri okuyup fincanda beliren şiiri tercüme edeyim desem, kendimi bir romanın sayfalarında kaybolmuş bulacağımı iyi biliyorum.



2 Ekim 2021 Cumartesi

Federica Garcia Lorca'ya ait bir şiir, iki ayrı Türkçeyle.

Atlının Türküsü 


Kurtuba

Uzakta tek başına


Ay kocaman at kara

Torbamda zeytin kara

Bilirim de yolları

Varamam Kurtuba'ya


Ovadan geçtim yel geçtim

Ay kırmızı at kara

Ölüm gözler yolumu

Kurtuba surlarında


Yola baktım ama yol uzun

Canım atım yaman atım

Etme eyleme ölüm

Varmadan Kurtuba'ya


Kurtuba

Uzakta tek başına


Türkçesi: Melih Cevdet Anday - Sabahattin Eyüboğlu


...



Atlının Şarkısı


Kurtuba,
Uzak, yalnız.

Yağız at, kocaman ay
Heybemde zeytinler.
Bütün yolları biliyorum ama
hiç varamayacağım Kurtuba'ya.

Ovada, rüzgârda,
Yağız at, kırmızı ay
Kulelerinden Kurtuba'nın
Ölüm bakıyor bana.

Ah, yol ne uzun!
Ah, yiğit atım!
Ah, ölüm bekliyor beni
varamadan Kurtuba'ya!

Kurtuba
Uzak, yalnız.

Türkçesi: Sabri Altınel