25 Kasım 2015 Çarşamba

Uyandı. Perdeyi açtı. Sabah yerinde yoktu. Gökyüzü donuk ve alacalı, bulutlar okunaksızdı. Martı sesleri uzaktan upuzun, karanlık bir şarkı gibi duyuluyordu. Üşüyor muydu? Hayır üşümüyordu. Yatağa oturup etrafına bakındı. Başka kimsecikler yoktu. Duvardaki yapraklı takvim beş sene öncesini gösteriyordu. Beş sene önce, tam da böyle renksiz, sabahsız bir günde, eski bir banliyö treniyle Haydarpaşa'dan Gebze'ye doğru giderken yüzünde aynı değişmez ifadeyle oturmuş, şöyle düşünmüştü: "En iyisi hep böyle yaşamasız. Böyle duvarlardan, kapalı kapılardan geçer gibi. Aynalarda yansımasız."

23 Kasım 2015 Pazartesi

16 Kasım 2015 Pazartesi


O geceden önce ne yapıyordum? O geceden sonra ne yapacaktım? Dönecek bir evim var mıydı? Nasıl yaşanıyor, nasıl uyunuyordu? Halbuki, hayatın rutin akışından sadece bir gecelik uzaktım. Bir gecede nasıl böyle öncesiz ve sonrasız kaldım?

Uzay-zaman düzleminde düşünelim:

Düz bir yatağa tertemiz bir çarşaf serelim. Çarşaf, zamanı simgelesin. Üzerinde hiç kırışıklık -hiç pişmanlık- olmasın. Sonra o sıradışı geceyi yavaşça çarşafın üzerine bırakalım. Göreceksiniz, gece kendi ağırlığınca bir göçük oluşturacak çarşaf üzerinde. Bu göçük etrafındaki tüm sıradan yaşantıları içine çekip yutacak. Sizi birden bire öncesiz ve sonrasız bırakacak. Zaman bükülecek bükülecek ve başkalarına nazaran daha yavaş akacak. Hayatın rutin akışından bir gecelik uzak kalmak, peşi sıra koşturduğunuz zamanı işte böyle aksatacak. 

Ne var ki, zaman aksasa bile durmuyor. Bu yüzden, tam da kaldığım yerden, "koşmam gerek yetişmem gerek yazgıma."

Chet Baker

Dawid Ogrodnik ( from Ida)

7 Kasım 2015 Cumartesi

Batı sinemasının bir klişesidir, geniş bir plan ve durgun bir kadrajda üç kişi yan yana yürüyorsa en soldaki daima en kötü kahramandır.  Fakat gerçek hayatta kötüye yön falan tayin edemiyorsun. Kötüler hemen her yerde. Kötülük, içimizde.