Letter from Siberia ( 1957 ) By Chris Marker
25 Ağustos 2018 Cumartesi
10 Ağustos 2018 Cuma
Bu dünyada bekleniyorduk biz!
"Dante'ye göre zaman tarihin içeriğidir, tarihle eş zamanlıdır. Aksine, tarihin amacı zamanı dağılmadan bir arada tutmaktır. Ve böylece aynı zaman peşinde ve içinde olanlar birbirlerinin kardeşi ve yoldaşı olurlar."
-Osip Mandelştam
"Eskileri kuşatmış olan havanın soluğu bize değip geçmez mi? Kulak verdiğimiz seslerde, artık susmuş olanların yankısı yok mudur? Kur yaptığımız kadınların tanımadıkları kız kardeşleri olmamış mıdır? Böyleyse eğer, bizimle geçmiş kuşaklar arasında gizli bir anlaşma var demektir: Bu dünyada bekleniyorduk biz!
-Walter Benjamin
Imogen Cunningham • Rondal and Padraic (1922)
9 Ağustos 2018 Perşembe
"The misuse of language induces evil in the soul." - Socrates
Kelimeler. Her birimizin kelime seçiminde, (yine onların yardımıyla) dostluklar kuruşunda, aşık oluşunda, anne baba oluşunda, büyük adam oluşunda yalanların payı ne kadar? Bunu bilmek önemli çünkü bir ruhun ne kadar dayanıksız olduğunu, kötülükle ne oranda iş birliği yaptığını anlamanın daha iyi bir yolu yok. Dili herhangi bir kar amacıyla kötüye kullanmak, onu gerçek manada suistimal etmek, kötü zanlarla yormak, ruhta telafi edilmesi imkansız bir hasar bırakıyor. İnsan, diliyle ele verir kendini ve yine diliyle alı koyar kötülükten. Gerçek bu. Ve sırf gerçek olduğu için görmezden gelinmesi bu kadar kolay. Belki daha çok uzun yıllar aynı gerçeği kolayca göz ardı edip, yansımalarda oyalanıp, gölgelerde uyumaya devam edeceğiz. Daima iyiye gidip bir türlü iyileşmeyen o şeyin aslında "dil" olduğunu bilerek.
23 Temmuz 2018 Pazartesi
Karanlık ve geri dönülmesi imkansız her an, yaşamın eşiklerinde yeniden belirir. Tıpkı bir rüyadan sıçrayarak uyananların gözlerinde dönüp duran küçük koyu lekeler gibi. Belirir ve ansızın kaybolur. İnsan asıl muammanın Tanrı olduğunu iddia eder durur. Halbuki o insanda ve eşyada apaçık... Görebilen her göz için görünmeye hazır. Bense daima insanın büyük bir muamma olduğuna inandım ve buna inanmaya devam ediyorum. Onu çözmeye her yaklaştığımda yine kendime varıyorum. Kimin karanlığı daha eskiyse ona koşmak, bilmediğim her dille baştan çıkmak, reçinelerin, yosunların, kabukların, süsenlerin, kanın ve terin rayihasını sevmek, çok sevmek, çok düşünmek... Teskin olmanın sayısız yolunu tadıp olamamak ve bu büyük muammanın içinde yitmemek için yazmak... Elimden gelen bu.
20 Temmuz 2018 Cuma
2 Temmuz 2018 Pazartesi
"would you know my name
if i saw you in heaven? "
High Fidelity (Stephen Frears, 2000) filminde Rob'un sorduğu "müzik dinlediğim için mi kederliyim yoksa kederli olduğum için mi müzik dinliyorum" sorusuna kendi adıma bir cevabım vardı: "Müzik dinlemeye daima hissiz, koşulsuz, bomboş bir levha gibi başlarım çünkü ruh durumunu belirleyen müziğe inanırım." diyordum. Pek de bir şey değişmedi. Hala normal seyreden bir günde tek bir şarkıyla ansızın kederlere gark olabiliyorum. (tersi de oluyor elbette.)
Bugün oturduğum bir mekanda tears in heaven çalmaya başladı. Kulak verir vermez peşi sıra şarkının hikayesi belirdi zihnimde. Ve elbette küçük Conor'ın sevimli yüzü, alnına dökülen düz, sarı saçları...
Conor Clapton (Eric'in İtalyan oyuncu Lory'den olan çocuğuydu) New York'un o çok katlı apartmanlarının birinde anlık bir ihmalkarlıkla elli üçüncü kattan düşüp hayatını kaybettiğinde henüz dört buçuk yaşındaydı. Acı hadise benim doğduğum yıl yani 1991'de gerçekleşmişti. Lory'nin anlattığına göre Eric Clapton baba olmayı pek beceremiyordu. Yine de son zamanlarda Conor'la daha çok ilgilenmeye, belki de babalığın ne olduğunu yeni yeni anlamaya başlamıştı. Yazık ki talih ona bu kısa gecikmeyi telafi etme imkanı vermedi.
Büyük acılarda duyular yetersiz kalır. Duyuların yetmediği yerde de sanat yetişir. Tears in heaven, duyuların yetmediği anlar için büyük bir teselliydi artık. Küçücük yaşta yitirilen tüm çocuklar içindi.
Şimdi, yaşadığım bu ülkede art arda öldürülen çocukların haberleriyle kahroluyorum. Üstelik hiçbir teselli kar etmiyor. O masum çocukların cennette, gözyaşının olmadığı bir yerde buluşup el ele tutuştuklarına inanmak istiyorum. Fakat bizim için geride onların ruhlarını solduran canavarlarla aynı dünyada kalacak olmak kötü. Çok kötü...
"i must be strong and carry on
cause i know i don't belong here in heaven"
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



